Dolandırıcılık suçu ve dolandırıcılık yöntemlerine dair bilinmesi gereken her şey

Suç Teorileri

Toplum içinde yaşamanın temel gerekliliklerinden biri, gündelik hayatın kurallar çerçevesinde düzenlenmesidir. Bu düzenleme, uyulması gereken kurallar kadar, bu kuralların ihlal edilmesi durumunda uygulanacak yaptırımları da içermektedir. Söz konusu kurallar gelenekler, din kuralları, ahlaki değerler ve kanunlar bütününden oluşmaktadır. Yaptırımlar ise ihlale göre belirlenmiş güç kullanımı, vücut bütünlüğüne zarar verme, toplumdan hapis vb. yollarla ayrı tutma, ayıplama, dışlama ve bazen de kişinin hayatını sona erdirme şeklinde olabilmektedir. “Suç” olarak adlandırılabilecek toplum kurallarına aykırı hareket, zaman içeresinde farklı teoriler ile anlaşılmaya çalışılmıştır. Önceleri, suçlu profilinin belirlenmesi yoluyla bireye, bireyin biyolojik varlığına odaklanan suç teorileri, zamanla suça etki eden sosyal ve çevresel etkileri ön planda tutmaya, bu etkenlerin suçla bağını bir sistematik içerisinde ortaya koymayı hedeflemiştir. Bu doğrultuda suç teorileri sırasıyla biyolojik, psikolojik ve sosyolojik yaklaşımlar üst başlıkları altında toplanmıştır.
Biyolojik yaklaşımları savunanlara göre suçlulukla insan biyolojisi ve/veya fizyolojisi arasında bir ilişki bulunmaktadır. Lombrosso ve Sheldon’a göre bu ilişki, kişilerin fiziksel özelliklerinde yatmaktadır. 19. Yüzyılda suçu pozitif bilimler ile açıklama çalışmasının ilk temsilcilerinden olan Lombrosso, önceleri “doğuştan suçlu (born criminal)” tezi ile suçluların fiziksel özellikleri ile ayırt edilebileceğini savunurken, sonraki çalışmalarında fiziksel özelliklerin suça neden olmadığını, ancak suçlu tiplerin tanınmasını kolaylaştırdığını, çevresel ve sosyal etkilerin de suçlulukta önemli olduğunu öne sürmüştür (Lombrosso: 1911). İnsanların fiziksel olarak “endomorf (şişman, yuvarlak hatlı ve yumuşak karakterli)”“mezomorf (kaslı, sert mizaçlı)” ve “ektomorf (ince, zayıf ve çelimsiz)” olmak üzere üç kategoriden birine (birden yediye kadar değişen bir ölçekte) daha yakın olduğunu savunan Sheldon ise, 200 genç suçlu üzerinde yaptığı araştırma sonucunda, suçluların ağırlıklı olarak “mezomorf” özellik taşıdığını ileri sürmektedir (Shoemaker, 2010:29-30). Biyolojik yaklaşımlardan bir diğeri de suçluluğa neden olan fiziksel özelliklerin genetik olarak aktarıldığını ileri sürmektedir. Çoğunlukla İkizler ve evlat edinilmiş çocuklar üzerine yapılan araştırmalara dayanan bu yaklaşım, bireyin yetiştiği ortam ve çevresel faktörleri göz ardı etmesi bakımından eleştirilmektedir. Biyolojik yaklaşımların bir diğerinde ise seratonin, testestron (erkeklerde) gibi hormonel aktiviteler ile kadınlarda menstrüsyon öncesinde (Premenstrual Syndrom, Premenstrual Dysphoric Disorder) ve doğum sonrası dönemde (Postpartum Depression Syndrome) vücut kimyasında yaşanan değişmeler (Biyokimyasal Faktörler) ile suçluluk arasındaki bağ araştırılmaktadır.
Psikolojik yaklaşımlara göre ise suçluluk bireyin kişisel gelişiminde yatmaktadır ve dolayısıyla suça yönelme, çocukluk döneminde gelişen içsel sorunların dışa vurumundan ibarettir. Bu nedenle, her ne kadar çevresel faktörler de göz önünde bulundurulmakla beraber, sorun bireyin kendisindedir ve suçluluktan kurtulmak isteniyorsa bunun tek yolu bireyin tedavi edilmesidir (Shoemaker, 2010:62-63). Bu yaklaşımı savunanların bir kısmı, Freud’un kişiliğin “id”, “ego” ve “süperego” tarafından belirlendiğini öne süren “psikoanalitk kuram”ından hareket ederek, suçluğun “id”in kontrol edilmesindeki yetersizlikten, “ego”nun gelişimindeki bozukluktan ya da “süperego”nun aşırı gelişiminden kaynaklandığını ileri sürmektedirler (Haskell ve Yablonsky, 1974 aktaran Kaner, 1992:478).
Doğru ve yanlışların bireyin gelişimi sırasında verilen ceza ve ödüllerle öğretildiğini ileri süren “operant koşullanma” kuramı savunucularına göre ise, suçluluk, çocukluk dönemindeki yetersiz ya da hatalı koşullanmadan kaynaklanmaktadır. Benzer bir görüş “toplumsal öğrenme kuram”ı ile açıklanmaktadır. Bu kurama göre çocukların kişilikleri, çevrelerindeki yetişkinleri gözlemleme, model alma ve taklit yoluyla gelişmektedir (Hollin, 2002:42-43). Dolayısıyla, bu görüşe göre çocuğun suça yönlenmesinde çevresinde suçlu modellerin varlığı etkili olmaktadır. Piaget tarafından ortaya atılan “Bilişsel-gelişimsel kuram”ı, suçluluğa uygulayan Kolhberg’e göre ise bireyin ahlaki gelişimi, çocukluktan itibaren aşama aşama gelişen bilişsel gelişimine paralel olarak ortaya çıkmaktadır (Kohlberg, 1964 aktaran Hollin, 2002:52). Psikolojik yaklaşımlardan bir diğeri de “gerçeklik terapisi (reality therapy)”dir. Bu görüşe göre kimliğin oluşumunda sevme/sevilme ve değerli hissetme belirleyici rol oynamaktadır (Glasser: , 48). İçinde bulunduğu toplumda bu ihtiyaçları karşılayamayan birey, bundan sorumlu tuttuğu topluma ve toplumsal kurallara karşı davranış geliştirmekte, bir başka deyişle suça yöneltmektedir. Bu kuramı ortaya atan Glasser’a göre bu durumda yapılması gereken, bireye gerçek dünyanın gösterilmesi, bir başka deyişle bireyin “gerçeklik”le tanıştırılmasıdır (Glasser, 2010:39-43).
Sosyolojik yaklaşımlar, çok genel bir ifadeyle, suçluluğu bireyin çevresiyle etkileşiminden yola çıkarak açıklamaktadırlar. Bu açıklamalardan bir kısmı suçluluğu “sosyal yapı”ya bağlı nedenlerde aramaktadır. Bu görüşteki kuramlardan ilki olan “Kültürel Aktarım Kuramı (Cultural Transmission Thoery)” Shaw ve Mckay’in (1942) yoksul yerleşim yerleri ile varlıklı yerleşim bölgeleri arasındaki davranış ve değer farklılıkları üzerine yaptığı karşılaştırmalı araştırmaya dayanmaktadır. Bu araştırmaya göre, sosyal kontrol varlıklı bölgelerde benzer davranış ve değerlerle çeşitli sosyal organizasyon ve kurumlarda sergilenerek korunmakta ve güçlendirilmektedir (Cullen ve Agnew, 2011:98). Buna karşılık, yoksul ve sürekli değişimin yaşandığı bölgelerde geleneksel kurumlar zayıflamakta ve suçluluğu destekleyen değerler belirginleşmektedir.
Benzer bir görüşü savunan “Alt Sınıf Kültür Çatışması Kuramı (Lower Class Culture Conflict)”na göre ise suçluluk, kazanç ve sosyal ayrıcalık elde etmeye çalışan alt sınıflardan genç gruplarının ve çetelerin eylemleridir (Kaner, 1992:486). Normal bir bireyi suça iten dürtülerin biyolojik olmaktan çok kültürel olduğunu ileri süren Merton (1968, 186-190) tarafından ortaya atılan “Sosyal Zorlama-Engellenme Kuramı (Social Strain Theory)” ise sosyal yapının hem varlıklı, hem de yoksul kesimler için aynı hedefleri göstermesine rağmen, bu kesimlere eşit imkânlar tanımadığı, bu eşitsizliği bir engelleme olarak gören bireyin bunu suça yönelerek aşmaya çalıştığını ileri sürmektedir. Benzer bir görüşü savunan “Fırsat Kuramı (Opportunity Theory)” da sosyal grupların hedeflere ulaşmada farklı olanaklara sahip olduğunu ileri sürmektedir.
Sosyolojik yaklaşımlardan bir bölümü suçluluğu sosyal süreç ve ilişkilerle açıklamaktadır. Bunlardan biri olan ve Edwin H. Sutherland tarafından ortaya atılan “Ayırıcı Çağrışımlar Kuramı (Differential Association Theory)”na göre birey, suçlu davranış ve tutumu kendisi için önemli olan kişiler aracılığıyla öğrenmektedir. Sutherland’a göre: tüm davranışlar öğrenilir, haliyle suçlu davranış da öğrenilir; suçlu davranış genellikle küçük ve gayri resmi (informal) gruplarda yakın ilişki ağı içerisinde öğrenilir; suçlu davranış kolektif tecrübeler kadar anlık durumsal olaylardan da öğrenilir (Shoemaker, 2010:183).
Suçlu davranış gösteren bireyin aslında toplumsal normların farkında olduğunu ileri süren Sykes ve Matza’ya (1957:666) göre de, birey suçluluk duygusundan kurtulmak için bir takım mazeretler üreterek davranışını meşrulaştırmaya (rationalization) çalışır. Suçluluk duygusunu etkisizleştirmeye odaklanması nedeniyle, bu kurama “Etkisizleştirme Kuramı (Neutralization Theory)” denilmektedir. Bu kurama göre, suçlular meşrulaştırmayı: sorumluluğu reddederek; başkalarının zarar gördüğünü inkâr ederek; mağdurun aslında bunu hak ettiğini savunarak; asıl kendisini suçlayanların ayıplanacak ya da suçlu kişiler olduğunu ileri sürerek; Suçlu davranışı kendisi için değil de daha ulvi değerler için yaptığını savunarak yapmaktadır (Sykes ve Matza, 1957:667-669).
“Kontrol Kuramı (Control Theory)”na göre ise suçluluk, bireyin toplumla kurduğu bağların zayıf olması ya da bu bağların kopması ile ilişkilidir (Hirschi, 1969:250). Hirsci, birey ve toplum arasındaki söz konusu bağların dört boyutu olduğunu ileri sürmektedir: Bireyin içinde bulunduğu toplumun norm ve değerlerini içselleştirerek kabul etmesi anlamına gelen “Bağlanma”; Toplumun koyduğu kurallara uyacağını “Vadetme/Taahhüt”; Geleneksel/gündelik faaliyetlere (aile ile vakit geçirme, kitap okuma, çeşitli sosyal etkinlikler vs.) “Katılım”; Bir “İnanç”a sahip olma. Sosyolojik yaklaşımların bireyin kişisel özelliklerini göz ardı ettiğini öne süren Reckless, diğer kuramların bu eksikliğini giderebilmek için “Kapsama Kuramı (Containment Kuramı)”nı ortaya atmıştır. Bu kurama göre, toplumda bireyi suçluluğa doğru iten ya da onu suçtan uzak tutan güçler, bireyde bulunan kontrol edici mekanizmalarla etkileşmekte ve davranışl bu etkileşmenin sonucunda ortaya çıkmaktadır (Kaner, 1992:491-492).
Suçluluğu açıklayan bir diğer kuramlar kümesi “Sosyal Tepki Kuramları ” olarak adlandırılmaktadır. Bu kuramlar, suçluluğu bireyin yanlışlarından ziyade, mevcut sosyal sistem ve kurumların hatalı uygulamalarına bir tepki olarak yorumlamaktadır. Bunlardan ilki olan “Etiketleme Kuramı (Labelling Theory)”na göre herkes şu ya da bu şekilde suçlu davranış gösterebilir, ancak bazı kişilerin davranışları tespit edilemezken, herhangi bir nedenle diğerlerinin suçlu davranışları tespit edilmekte ve bu kişiler “suçlu” olarak etiketlenmektedirler. Bu durum, bir yandan kişinin sosyal statüsünü değiştirip, onu uygun bir eğitim ve işte yoksun bırakırken, diğer yandan kişinin kendisini bu kimlikle özdeşleştirmesine neden olmaktadır (Knutsson, 1977:65-67). “Çatışma Kuramı (Conflict Theory)”na göre ise suçluluk, sosyal tabakalar arasındaki çıkar çatışmalarından kaynaklanmaktadır. Bu kurama göre, mevcut kural ve kanunlar (kapitalizm) varlıklı kesimlerin varlıklarını koruyabilmeleri için tasarlanmıştır, suçluluk da buna tepkiden doğmaktadır.

0 yorum:

Yorum Gönderme

Yorumunuzu yazdıktan sonra "Yorumlama biçimi" bölümünden "anonim" seçeneğini seçtikten sonra "yayınla" bölümüne tıklayın.

Öne Çıkan Yayın

Whatsapp'ta yayılan "Migros ücretsiz hediye kuponu dağıtıyor" dolandırıcılığı

Whatsapp'ta yayılan aşağıdaki mesaj kullanıcıları sahte siteye yönlendiriyor. Yönlendirilen ekranda bu tür sitelerde sıklıkla görülen...

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Etiketler